Ana içeriğe atla

UNUTKANLIK SEBEPLERİ


Unutkanlık, insanların en çok yakındıkları sorunlardan biridir ve birçok sebebi vardır. Bu yazıda bunama, beslenme eksikliği gibi somut-biyolojik sebeplere girmeyip, sadece psikolojik sebepler üzerinde duracağız.

En başta özetlersek, unutmak aslında insanın kendi tercihidir ve bir psikolojik savunma mekanizmasıdır. Şöyle ki:

Her insan hayatından lezzet almak ister. Lezzet almasına engel olan, hatırladığında üzüntü veren ve çözemediği bir sorunla yüzleşince, onu yok saymaya, unutmaya çalışır. Bu, doğal ve gerekli bir savunmadır. Zira yaşadığımız ve yaşayabileceğimiz tüm olumsuzlukları sürekli hatırlamak, hayatı azaba çevirir. Ancak unutma yolunu çok sık uygulamanın bir sakıncası vardır: Unutma, sadece unutmak istenilen konuya has kalmaz, onunla az-çok ilgisi olan birçok konu da beraberinde unutulur. Zira zihnimiz olayları ve objeleri, tek tek değil, bağlantılı biçimde depolar ve yine o şekilde hatırlar.

Biraz karışık oldu derseniz, sık yaşanan bir örnekle açalım: Mesela bazen bir işi yapmak için bir odaya girersiniz. Ama odaya girdiğinizde, oraya neden girdiğinizi unutursunuz. Bu durumda işleyen mekanizma şöyledir:

Örneğin o gün erken saatlerde birisiyle telefonda sıkıcı bir mesele konuştunuz diyelim. İçiniz daraldı. Çözüm de bulamadınız ve bunaldınız. Sürekli o sıkıntı ile yaşamak istemediğiniz için, o konuşmayı unutmaya çalışırsınız. Hatta bu unutma gayreti bilinçli olmak zorunda da değildir; siz fark etmeden, bilinç dışı olarak da işleyebilir. Sıkıntı veren konudan uzaklaşır, başka şeylerle ilgilenip o problemin üstünü örtersiniz. Ama aslında o tatsız konu, bilinç altınızda öylece beklemektedir. Hoşunuza gitmedi diye zihninizden silinip gidecek değildir.

Sonra, siz o konuyu unutmuşken, diyelim ki bir eşyanızı almak için bir odaya girdiniz. Tam odaya girdiğiniz anda da bir telefon gördünüz. Zihniniz otomatik olarak o üzücü telefon konuşmasını hatırlayacak gibi olur. Ama o konuyu unutmak istediğiniz için, bilinç düzeyine yaklaşan o hatıra derhal baskılanıp tekrar bilinç altına itilir. Fakat o anda zihninizde olan odaya girme amacınız da, onunla beraber bilinç düzeyinden uzaklaştırılmış olur. Yani 'kurunun yanında yaş da yanar'. Sonra da siz “Bu odaya neden girdim? Neden hatırlamıyorum?” diye şaşırırsınız.

Bu basit ve temel örneği genişletelim: Eğer sizin çok temel bir konuda canınızı sıkan bir sorun varsa, örneğin yapmanız gereken bir şeyi yapmıyor veya yapmamanız gereken bir şeyi yapıyorsanız, bu vicdan azabından kurtulmak için, unutarak bilinç altına atma yöntemini çok sık kullanmaya başlarsınız.

Örneğin namaz kılması gerektiğini bilen, ama bir türlü başlamayan bir kişi, ne zaman ezan işitse, cami görse, o vicdan azabı bilinç düzeyine yaklaşır. Ve o sıkıntının bilinç düzeyine gelmemesi için, zihin sürekli olarak bastırma uygular.

Veya vicdanını rahatsız eden bir günahı işlemeye devam eden bir kişi, bu ayıbını unutabilmek için, onu hatırlatan, çağrıştıran her şeyi bilinç altına iter.

Ya da kocasıyla ilgili ciddi bir sorunu olan bir kadın, bu sorunla yüzleşmekten kaçıyorsa, o sorunu hatırlatacak her olayda bastırma mekanizması uygular.

İşte böyle sürekli unutma/bastırma sonucunda, kişide yaygın bir unutkanlık yerleşmeye başlar.

Mantığı anladıysanız, çözümün ne olduğunu da anlamışsınızdır tabii. Unutkanlıktan kurtulmak için temel şart, kafanızın ve vicdanınızın rahat olmasıdır. Sorunları hasır altı etmek yerine yüzleşip çözmeli, vicdanınızın dediğini yapmalısınız. İşte o zaman iç huzuruyla beraber hafızanız da tıkır tıkır işlemeye başlayacaktır.

Son olarak, konuyu açacak birkaç örnek daha vermek isterim.

Örneğin bir çocuk ebeveyni tarafından ödevleri konusunda sürekli azarlanıyorsa, ödevlerini daha fazla unutacaktır, emin olun. Zira sürekli eleştiriler sonrasında, onun zihninde ödev kavramı, stres kaynağı olarak görülür. Zihni ise stresten uzaklaşmak isteyeceği için, ödevleri unutmaya başlar. Yani aşırı baskı, tamamen ters sonuç verir.

Veya için için sinir olduğunuz bir tanıdığınız, sizden bir şey istedi diyelim. O isteğini büyük bir ihtimalle unutursunuz. Zira o şahsı hatırlamak sizde gerginlik oluşturuyorsa, zihniniz onu da, onun istediği şeyi de unutmaya yönelecektir. Bu prensibi bir ipucu olarak da kullanabilirsiniz. Örneğin kendisinden bir şey istediğiniz kişi, isteğinizi garip biçimde unutmuşsa, sizinle bir sorunu olabilir.

Özetlersek: İyi bir hafızaya sahip olmak için, sorunları biriktirmeden çözmek, vicdanın sesini dinlemek ve içte de dışta da barış halinde olmak, temel şarttır.

Dikkat: Başta da dediğimiz gibi, tüm bunlar, psikolojik kaynaklı unutkanlıklar içindir. Somut organik sebeplerle olan unutkanlıklar da yaygındır ama konumuzun dışındadır.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KADIN-ERKEK FARKI

Cinsler arasındaki fiziksel farklar, öteden beri tıp bilimi tarafından incelenmiş ve bu konuda birçok eser yazılmıştır. Hatta bazı tıp dalları doğrudan kadın-erkek farkına dayanır; 'Kadın Hastalıkları ve Doğum' gibi. Ama ilginçtir ki, cinsler arasındaki psikolojik farklara dair, bırakın kitabı, bilimsel bir makale bulmak bile çok zordur. Bunun en önemli sebebi, günümüz medeniyetinin 'kadın-erkek eşitliği'ni tartışılmaz bir doğru olarak kabul etmesidir. Ama herkes de gayet iyi bilir ki, erkekler ile kadınlar arasında ruhsal olarak dağlar kadar farklar vardır. Ama ne hikmetse, bu farkları vurgulamak, stand-up gösterilerinde makbuldür de, bilimsel araştırmalarda yasak gibidir. İşte bu tabunun zıddına olarak, bu yazıda cinsler arasındaki psikolojik farklar üzerinde duracağım. Farklılık Sebepleri Öncelikle, insanın bünyesini ve duygularını etkileyen en önemli faktörlerden biri, hormonlardır. Temel cinsiyet hormonları, erkeklerde Testosteron, kadınlarda ise Östrojen ve Pr...

KADINLAR SİZİN TARLANIZDIR

Bakara suresi 223. ayetin meali: "Kadınlarınız sizin tarlanızdır. O halde tarlanıza, dilediğiniz gibi gelin. Kendiniz için önden iyi işler gönderin. Bir de Allah'tan korkun ve bilin ki mutlaka ona kavuşacaksınız. İman edenleri müjdele." Bu ayetin tefsirlerdeki açıklamalarına baktığımızda, genelde şu yorumu görüyoruz: "Kadınlar, çocuk doğurmaları sebebiyle, sizin tarlanız hükmündedirler." İyi de, bu zaten bilinen bir gerçek değil mi? Yani Kur'an böyle tarif etmeseydi, çocukların başka yerde yetiştiğini, leylekler tarafından getirildiğini mi düşünecektik? O zaman neden özellikle ‘tarla’ ifadesi kullanılmış, bunun üzerinde düşünmek lazım. Nedir tarlanın özelliği? Tarla pasiftir, alıcıdır, işlenmesi gerekir. Kendi haline bırakırsanız, yaban otu biter. Ama onu işler ve ekerseniz, ektiğinizin yüz katını verir size. Ve tabii ki bir tarlaya buğday ekip arpa biçmezsiniz. Ne ekerseniz, onu biçersiniz ancak. İşte bu noktalardan, kadın psikolojisine yönelik işaretler...

EŞCİNSELLİK ÜZERİNE

Son yıllarda LGBT hareketinin yaygınlaşması, eşcinsellik konusunu sık sık gündeme taşıyor. O yüzden bu konuya değinmek istedim. Ancak sadece erkek eşcinselliğinden bahsedeceğim. Zira kadınlarda eşcinsellik hem daha nadirdir, hem davranışa etkileri daha az ve perdelidir, hem de evlenince çoğunlukla kaybolur. Konunun tarihçesiyle başlamak adettir. Bu yönelimin ilk çağlardan beri var olduğunu hemen hepimiz biliriz. İlginç olan, çoğumuzun üzerinde konuşmayı ayıp saydığı bu konuda, Kur'an'da birçok yerde açık ifadeler geçmesidir. Demek ki konu, Lut kavmi kadar eski, yok farz edilmeyecek kadar önemli, herhangi bir insanî yanılgı kadar da konuşulabilirmiş. 'Yanılgı' deyince, eşcinselliğin normal mi anormal mi olduğunu en başta ele almak lazım. Gerçi psikolojide neyin normal, neyin anormal olduğuna dair net bir tanım yok ama, somut bilimsel verilerden hareketle normalin ne olduğunu araştıran bir bilim var: Sosyobiyoloji. Bu bilim dalı aslında evrimci bir bakıştan köken alıyor...