Bakara suresi 223. ayetin meali: "Kadınlarınız sizin tarlanızdır. O halde tarlanıza, dilediğiniz gibi gelin. Kendiniz için önden iyi işler gönderin. Bir de Allah'tan korkun ve bilin ki mutlaka ona kavuşacaksınız. İman edenleri müjdele."
Bu ayetin tefsirlerdeki açıklamalarına baktığımızda, genelde şu yorumu görüyoruz: "Kadınlar, çocuk doğurmaları sebebiyle, sizin tarlanız hükmündedirler." İyi de, bu zaten bilinen bir gerçek değil mi? Yani Kur'an böyle tarif etmeseydi, çocukların başka yerde yetiştiğini, leylekler tarafından getirildiğini mi düşünecektik? O zaman neden özellikle ‘tarla’ ifadesi kullanılmış, bunun üzerinde düşünmek lazım.
Nedir tarlanın özelliği? Tarla pasiftir, alıcıdır, işlenmesi gerekir. Kendi haline bırakırsanız, yaban otu biter. Ama onu işler ve ekerseniz, ektiğinizin yüz katını verir size. Ve tabii ki bir tarlaya buğday ekip arpa biçmezsiniz. Ne ekerseniz, onu biçersiniz ancak. İşte bu noktalardan, kadın psikolojisine yönelik işaretler çıkarılabilir.
Burada Cemil Meriç’in sözünü hatırlamak lâzım: "Kadın, merkezi kendi dışında olan bir dünyadır." Yani kadın kendisi için yaşamaz; başkaları için yaşar. Bir başkasını mutlu ederek mutlu olur. O yüzden de daima yanındakilerin (özellikle de eşinin) kendisinden ne beklediğini anlamaya çalışır. Eğer erkek net bir çizgiye sahipse, karısından ne beklediğini açıkça ifade ediyorsa, hele bir de bu yönde karısını destekliyorsa, kadının üretkenliği artar. Şefkat, fedakarlık, anlayış ve uyum gibi yetenekleri sayesinde, ona ekilenleri kat kat artıran verimli bir tarla hükmüne geçer. Örneğin ona bir hücre verirseniz, o size bir çocuk verir. Ona biraz sevgi gösterirseniz, o size tam bir bağlılık verir. Ama ona az bir gerginlik verirseniz, size boğucu bir kaos sunabilir. Ya da tek bir kırıcı söz söylerseniz, saatlerce dırdır işitebilirsiniz.
Yani ilişkiyi canlandıran kadındır ama tetikleyen erkektir. O yüzden de ağırlıklı görev, erkeğe düşer. Tarla örneğine dönersek, bir çiftçi nasıl ki tarlasında çalışır, onu sürer, eker ve sular, aynen öyle de, erkeğin de eşini 'işlemesi' gerekir. Sadece beklentilerini söyleyerek değil, bizzat emek harcayarak, anlatarak, birlikte uygulayarak. Yoksa bazılarının yaptığı gibi "Karıcığım, senden bir şey istemiyorum. Sen mutlu ol yeter." demek, aslında kolaycılıktır, sorumluluktan kaçmaktır. Böyle bir tavır, kadını boşluğa, işe yaramazlık duygusuna ve mutsuzluğa mahkum eder. Zaten kadınlar esas olarak başkalarını mutlu ederek mutlu olurlar demiştik.
Burada önemli bir noktayı da vurgulamak isterim. Kadınların bir erkekte en nefret ettikleri şey, sürekli fikir değiştirmesidir, bilmem fark ettiniz mi? Kararsız ve dönek erkeklerden hiç hoşlanmaz kadınlar. Bunun sebebi şudur: Bir kadın, ilişkisinin uyumlu gitmesi, evinin huzurlu olması için, eşine olabildiğince uyum sağlamaya çalışır. Hatta zamanla eşinin fikirlerini benimser, onun beklentileri doğrultusunda davranışlarını değiştirir. Ama eğer erkek sürekli fikir ve çizgi değiştirirse, kadının kafası karışır, nasıl bir yol izleyeceğini bilemez ve ruhen dağılır. O yüzden meşhur birisi şöyle demiştir: "Kadın su gibidir, bulunduğu kalıba uyar. Kadınlardan şikayet eden erkek, kendi kalıbına baksın." Muazzam bir tespit.
Şimdi diğer bir ayete geçelim. Öncelikle peygamber eşlerine, dolayısıyla da tüm kadınlara hitap eden Ahzab suresi 34. ayeti mealen şöyledir: "Ey peygamber eşleri, evlerinizde Allah’ın ayetlerinden ve hikmetten, size okunanları düşünün."
Dikkat edin, burada "Evlerinizde Allah’ın ayetlerini okuyup düşünün" denilmemiş. "Evlerinizde size okunanları düşünün." denilmiş. Yani beklenen fiil, onların bizzat okumaları değil, onlara okunmasıdır. Peki kim okuyacak? Tabii ki eşleri. Zaten kadınlar birlikte iş yapmayı, tek başına çalışmaktan çok daha fazla severler. Demek ki neymiş? Koca, "Karıcığım, şu kitaplar çok güzel. Hadi onları oku." demeyecek; bizzat kendisi ona okuyacak. Tarlayı ekecek yani. Tarla örneğini bir kere daha düşünmekte fayda var.
Burada iki küçük gözlemimi de ekleyeyim:
Evli kadınların kendi aralarındaki sohbetler genellikle "Benim kocam şöyle bir adam; benden şunu istiyor." veya "Kocandan memnun musun?" şeklindedir, belki bilirsiniz. Ama erkek erkeğe sohbetlerde bu tip cümleleri hemen hiç duymazsınız.
Yine dikkatimi çeken bir ayrıntı var ki, poliklinikte gördüğüm kadın hastaların hemen hepsi sözlerine "Doktor bey, ben 6 yıllık evliyim, 2 çocuğum var." gibi cümlelerle başlarlar. Hiçbir erkeğin konuşmaya böyle başladığını hatırlamıyorum.
Yani evlilik, bir kadının hayatının en önemli olayıdır ve tüm yaşamını kökten değiştirir.
Ayrıca kadınlardaki ruhsal esneklik ve uyum kabiliyeti, onları zamanla kocalarına benzemeye götürür. Öyle ki, kadınların çoğu evliliğine odaklanırken, önceki hayatlarını zihinlerinden tamamen silip yepyeni bir hayata geçerler. Hatta kadının yıllar içinde konuşmasıyla, huyuyla kocasına benzemeye başladığı da dikkatinizi çekmiş olabilir.
Son olarak muhtemel bir itirazı da cevaplamak isterim.
"Bu
bakış açısı, kadınları erkeklerin aşırı derecede etkisinde
gibi gösteriyor. Oysa kocasından farklı çizgide yaşayan birçok
kadın var." denilebilir.
Unutmamak gerekir ki,
yazdıklarımız genellemelerdir. Her genellemenin de istisnası
vardır tabii. Ayrıca 'erkeğinden etkilenme' sürecinin şartlara
bağlı olduğunu da unutmamak lazım. Örneğin babasıyla arası
iyi olup, evlendikten sonra da babasıyla yoğun diyaloğunu sürdüren
bazı kadınlar, kocalarından farklı bir çizgide kalabiliyorlar.
Zira baba, baskın erkek figürü olmaya devam ediyor. Bunun örneğini
çok gördüm. Hatta eğer erkek tutarlı bir çizgi sunmamış ise,
ölmüş babasının hayaliyle o figürü dolduran, "babam
olsaydı şöyle derdi" diyen kadınlar da tanıdım. Ya da
şeyhini erkek figürü olarak kabullenen, o yüzden kocasından
giderek kopan birçok tarikat mensubu kadın vardır, siz de duymuş
olabilirsiniz.
Özetlersem: Tüm bu sebeplerden dolayıdır ki, aile görüşmelerinde çocuğa bakınca anneyi görürüz, anneye bakınca da babayı. Çocukların doğrudan anneden etkilendikleri bilinir zaten. Anneler de babadan etkilenir, hem de tahmininizden çok daha fazla biçimde.
O yüzden erkekleri göreve davet ediyorum: Tarlanızla ilgilenin.
Yorumlar
Yorum Gönder