Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ağustos, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

HOCALIK MI DOKTORLUK MU?

  Çok sorulan ama az cevaplanan bir soru vardır, tanıdıklarım da bana sık sık sorarlar: "Bazı akıl hastaları gaipten sesler işitiyor, hatta hayaller görüyorlar. Bu hastaları doktora götürdüğümüzde 'psikoz' türü bir hastalığının olduğu ve bunun ilaçla düzelebileceği söyleniyor. Ama biz 'hocalık' bir durumdan şüpheleniyoruz ve hastayı bir de hocaya götürüyoruz. Hoca da 'Buna bir cin musallat olmuş. Ben çıkarırım, doktor gerekmez.' diyor. Hoca doktoru, doktor hocayı kabul etmiyor. Biz de arada kalıyoruz. Bir açıklama lütfen." Önce hekimliği bir tarafa bırakıp, duruma bir müslüman olarak bakalım: Cinlerin varlığına inanıyoruz. Gerek Kur'an ayetleri, gerek hadisler, 'cin' denilen, farklı yaratılışta, normalde göremediğimiz, ama bazen insanları etkileyebilen varlıklardan bahsediyor. Üstelik hadis kitaplarında cinlerin bazı rahatsızlıklara sebep olabildiği de geçiyor. Mesela bayılmaları olan bir hastanın peygamberimize getirildiği, onun dua ok...

MODERN PSİKİYATRİ ÜZERİNE

S ORU : Bir arkadaşım, yoğun iç çatışmalar yaşadığı dönemde bir psikiyatriste görünmeyi düşünmüştü. Ben ise ona, bir psikiyatristin derdine derman olamayacağını söyledim. Zira günümüz sağlık algısının ve biyolojiye batmış modern psikiyatrinin, hastaları 'tamir edilecek bir aygıt' gibi gördüğünü, hastayı aşıp insana varamadığını, dolayısıyla fayda veremeyeceğini düşünüyorum. Sizin modern sağlık algısına ve Freud'cu psikiyatriye dair değerlendirmenizi merak ediyorum. C EVAP : M odern psikiyatri ile Freud ekolünü aynı kefede değerlendir mek doğru olmaz. B unlar birbirin den çok farklı iki ekoldür. Şöyle anlatayım: Psikiyatri dünyasında çok yapılan bir yorum vardır: "Freud zamanında beyinsiz psikiyatri vardı, şimdi ise ruhsuz psikiyatri var." Zira Freud'cu yaklaşım, akıl hastalıklarının organik sebepleri hakkında fazla bilginin olmadığı bir dönemde gelişmişti ve soyut teoriler eşliğinde bir çıkış yolu bulmaya çalışıyordu. Buna karşılık, her hastayı ayrı bir bir...

BAŞKALARINI ANLAMAK (EMPATİ)

İnsan, kapsamlı yaratılışının sonucu olarak, her şeye muhtaçtır, her şeyi ister. Oysa gerçek anlamda hiçbir şeye sahip değildir. Tüm ihtiyaçlarını kendi başına karşılama becerisinden de yoksundur. O yüzden de topluluk halinde yaşamak zorundadır. Fakat bu kez de başka bir sorun ortaya çıkar. Toplumdaki diğer insanlarla sürtüşme yaşayabilir, kırılıp üzülebilir. Zira insan her şeyden etkilenen, kırılgan bir varlıktır . Ayrıca hiç kimseye de hükmedemez. Düşünün ki, bu dünyada milyarlarca insan var. Hepsinin huyu-suyu farklı. Konuşması, sevmesi, kızması farklı. Böyle olunca da ister-istemez kiminin huyu kimine batar, kiminin tavrı kimini incitir. Bunca farklılık ve kalabalık içinde, tabii ki birileri bizi (istemeden ve fark etmeden de olsa) kıracak veya üzecek. Bundan kaçınmak imkansız. Sanki kalabalık bir caddede koşuşturan insanların arasında gibiyiz. Birileri ayağımıza basıyor, omuzumuza çarpıyor ya da yolumuzu kesiyor. Sonuçta da sürekli gerilim yaşıyoruz. İtiraz: "İnsanlar ge...

BİR AŞK HİKAYESİ

Yerinde duramıyordu Burak. Ona gitme arzusuna engel olamıyordu. "Tülay iki sokak ötede ve ben hala buradayım. Neyi bekliyorum ki? Hemen şimdi gidip aşkımı ilan etmeliyim. Mutluluğa bu denli yaklaşmışken durulur mu? Hayallerim gerçekleşmeli artık." Ve koşarcasına çıktı evden. Yolda hiç bir şey düşünemedi. Sadece duygular vardı, 'o' vardı. Aşk gelince akıl giderdi zaten. Onu sevdiğini söyleyecek, aşkına karşılık alırsa aradığı gerçek mutluluğu bulacaktı. 18 yaşındaydı. Yıllar önce tanımış ve sevmişti Tülay'ı. O küçük yaşta neyinden etkilenmişti tam bilemiyordu ama çocukça aşık olmuştu işte. Pıt pıt atan yüreği birini sevmek istemiş ve ona yapışmıştı. Bu aşkın, ilkokulu okuduğu şehirden ayrılıp başka bir şehire taşınmalarının hemen ardından başlamış olması da ilginçti. Yaşadığı ayrılık, her şeyin sonlu ve geçici olduğunu göstermiş, bundan doğan acıyı 'özel' birine bağlanarak telafi etmek istemişti sanki. Zordu ayrılıklar, ölümü andırıyordu. Alıştığı, sevdiği...