Ana içeriğe atla

NEDEN İNTİHAR?


İnsanoğlu var olduğundan beri, yok olmayı tercih edenler de hep olmuştur. Hayatını anlamsız, kendisini çaresiz, sorunlarını çözümsüz görenler bazen kurtuluşu ölümde ararlar. Napolyon, Sokrat, Hitler gibi kimi ünlüler ve nice ünsüzler ağır hayat şartlarına dayanamayıp 'istifa' etmişler. Demem o ki, intihar ahirzaman alameti sayılmaz, eskiden beri başvurulan bir yol. Ama son zamanlarda muhtemelen medya vasıtasıyla daha fazla duyuyoruz. O yüzden bu konuda bir şeyler yazmakta fayda var. Kimler, neden intihar eder ve ne yapılmalı?

Sizce bir insan neden intihar eder? "İnancı yoksa, maneviyatı zayıfsa" mı dediniz? Büyük ölçüde doğru, ama tamamen değil. Hangi dinden olursa olsun dindarlarda intiharın daha az olduğu istatistiklerle sabit. "Hayat anlamsız bir koşturmaca, sonu da hiçlik" diyen kişi, "bir an önce bu çile bitsin" diyebilir. Ancak tüm intiharları sadece bu faktörle açıklayamayız. Mesela size sorsalar: "Ölümün son olduğunu, bu hayatın tek hayat olduğunu düşünseniz, intihar eder miydiniz?" Muhtemelen tam tersine, hayata daha da yapışırdınız. Bakın, iş karıştı. Yine bazı insanlar, inançlı oldukları halde, "Evet, intihar günah ama, Allah her halde affeder. Cennet'e gider, bu sıkıntılardan kurtulurum." deyip intihar etmiyor mu? Demek ki intiharları tek bir faktöre bağlamamak lazım.

İstatistik verilerden hareketle intiharların sebeplerini ve neler yapılabileceğini bulmaya çalışmak, daha objektif olabilir.

Kadınlar erkeklere kıyasla 3 kat daha fazla intihara kalkışıyorlar mesela. Ama ölümle sonuçlanan intiharlar, erkeklerde 3 kat daha fazla. Kadınlar genellikle ilaç içmek gibi daha az acı veren ve kurtuluş ihtimali fazla olan yolları seçiyorlar. Son anda bile biraz kararsızlar yani. "Kurtulsam da olur" diyorlar bir anlamda. Bu tür intihar girişimlerini daha çok bir 'yardım isteği' olarak değerlendirmek mümkün. İlaçla intihara kalkışanlar, çoğu zaman bilinçsizce kurtarılmalarına zemin hazırlarlar zaten. Mesela boş ilaç şişesini ortada bırakır, herkesin evde olduğu sırada intihara kalkışır veya bir arkadaşlarına mesajla durumu haber verirler. "Beni kurtarın. Çok kötü halde olduğumu anlayın. Bana yardım edin." demek isterler. Bu sessiz çığlıklara kulak vermek lazım.

Erkekler ise son ana kadar yardım istemiyor, karar verince de dönüşü zor bir yolu seçiyorlar genellikle. Öyleyse o son an gelmeden önce sormak lazım: "Bir problemin var mı? Yardım istemek ayıp değil. İnsanoğlu zayıftır."

Bir diğer tespit: İntihar erkeklerde ileri yaşlarda artış gösterirken, kadınlarda azalıyor. Anlaşılan erkekler ileri yaşlardaki pasif ve yardıma muhtaç konuma uyum sağlamakta zorlanıyorlar. Yaşlı babalarımıza, dedelerimize kıymet verip saygı gösterelim o halde. Hiç olmazsa arada fikir danışalım. Hayatlarının bir anlamı olduğunu, birilerine faydalı olabildiklerini hissetsinler.

Evlilik, özellikle de çocuk sahibi olmak, intiharı bariz biçimde azaltıyor. Dullarda ise intihar çok fazla. Kişinin duygularını paylaşıp destek alabilmesi, intihara yönelmeyi önemli ölçüde engelliyor yani. Hele çocuk sahibi olmak, hem hayata anlam ve gaye katıyor, hem de "arkamdan üzülmesinler" düşüncesiyle ölümden vaz geçiriyor. Özellikle kadın hastalarımda buna çok şahit oldum. Öyleyse evlenip çocuk sahibi olmakta fayda var diyebiliriz.

Büyük şehirlerde intihar oranı kırsal yörelere göre daha yüksekmiş. Ne dersiniz, köyümüze mi dönsek? Sosyal destek, yakın komşuluk ve akrabalık ilişkilerinin, kişiyi hayata daha çok bağladığı kesin. Ama şehirde de yapabiliriz bunu. Komşunun ziline bir bassak artık. Belki de bunalımdadır, faydamız olabilir, kim bilir?

Emekli ve işsizlerde (tahmin edileceği gibi) intihar oldukça fazla. Malum, işe yaramazlık duygusu. Erken emekli olmak isteyenlere duyurulur. Ama bir de tam zıddına, üst gelir düzeyindekilerde de intihar fazla imiş. Neden dersiniz? Belki doyumsuzluktan, belki de ufak kayıp ve problemlere bile tahammül edememekten. "Ne idim, ne oldum? Bu hale düşecek adam mıydım ben? Bu utançla yaşayamam." düşünceleri. Öyleyse "O sağlam adamdır, atlatır." demeyin. Bir sorun bakalım, kendini nasıl hissediyor?

Kronik veya ölümcül hastalarda da intiharın arttığını biliyoruz. Oysa şifadan ümit kesilmemeli. Allah her derdin devasını vermemiş mi? Nice ölümcül hastaların başında ağlayanlar ölmüş de, o hastalar yaşamamış mı?

Alkol ve madde bağımlılarında ise normale kıyasla 50-75 kat daha fazla intihar tespit edilmiş. Bu durumda intihar riskini en çok artıran faktörün, alkol ve madde bağımlılığı olduğunu söyleyebiliriz. "Normal. O kadar içtikten sonra insanda ne mantıklı düşünce olur, ne de sevdikleri yanında kalır." denilebilir. Doğrudur da. Ancak bu tespiti bile tersinden yorumlamak mümkün. Zarar ve tehlikelerini bile bile aşırı alkol almak, bir tür kronik intihar olarak kabul edilir zaten. Bu, kendi eliyle kendini tehlikeye atmak, ölüme davetiye çıkarmak demektir. Bu mantıktaki kişilerin bazıları, zamanla daha çabuk bir ölüme karar vermiş te olabilir. Yeri gelmişken, tehlikeli araba kullanmak, silahlı örgütlere girmek vs. de benzer bir tavırdır. Öyleleri "Hayatım önemli değil, ölsem ne çıkar?" demiş olmuyor mu?

Depresyon, kişilik bozuklukları, şizofreni gibi psikiyatrik hastalıkları olanlarda intihar çok daha fazlaymış. Bu da normal. Aslında intihar edenlerin hemen hiçbirinin (en azından o an için) mantıklı düşünemediği açık. Zaten o yüzdendir ki, intiharı önlemek, kalkışanı kurtarmaya çalışmak gerekir. Çoğu kişi, kurtarılıp tedavi de edilince, "Aptallıktı. Yapmamalıydım. Hayat yaşamaya değermiş." derler. Acil servislerde intihara kalkışmış yüzlerce şahıs gördüm bugüne dek. "Keşke kurtarmasaydınız da ölseydim" diyen birkaç kişi hatırlıyorum sadece.

Yakın zamanda önemli bir kayıp yaşayanlarda da intihar riski yüksek. Çocuklukta anne-baba kaybı olanlarda da. Onların yanına gitme isteği, mutlu günlere dönme arzusu olabilir. Ama zaten sonunda 'oraya' gitmeyecek miyiz? Güzel yaşayıp güzel gitmeye çalışsak, daha iyi değil mi?

Doğum günü, yılbaşı ve tatil günlerinde de intiharlar sıklaşıyor; kişinin boş kaldığı ve hayat muhasebesi yaptığı zamanlarda yani. Fazla boş kalmamak, gereğinden fazla hesaplaşmaya dalmamak gerek belli ki. Her şey dozunda güzel.

İntihar edenlerin % 80’inin son zamanlarında ölüm ve intihardan sık bahsettikleri rapor edilmiş. Bu çok önemli bir nokta. Yani bir kişi intihardan bahsediyorsa, mutlaka ciddiye alıp yardım edilmeli. Zaten mutlu olan bir kişi, şaka ile bile olsa, intihardan bahsetmez ki. Her şakanın altında bir gerçek vardır.

Medeni duruma göre bekar erkekler en yüksek riskli grupmuş. Anlaşılan bekarlar "Niye yaşıyorum?" sorusuna cevap bulmalı acilen.

Mesleğe göre ise en çok polis ve doktorlar intihar ediyorlar. Bu belki intihar için kullanılan araçlara (silah, ilaç) daha kolay ulaşmalarındandır, belki de meslekleri gereği intihar vakaları ile sık karşılaşmaları, intihar fikrine aşina olmaları yüzündendir. Eğer ikincisi doğru ise, intiharların medyada fazlaca yer alması, izleyenlerde intihar fikrinin artışına yol açabilir diyebiliriz. Zaten bazı dönemlerde özellikle gençlerde peşpeşe intiharların olması, bu örnek alma davranışı ile ilgilidir. Doğru örnekler vermek lazım gençlerimize. Yoksa yüksek doz ile intihar eden eroinman şarkıcılara özenebilirler.

Medya deyince, mesela köprülere, yüksek binalara çıkıp kameralar önünde intihar tehdidi yapanlar var, malum. Çoğumuz kızarız bunlara; "şov yapıyorlar" deriz. Ama söyler misiniz, siz eşiniz eve dönsün diye veya işinize geri alınmak için, o köprünün kenarından sallanır mısınız? Bunu aklı başında hiç kimse yapmaz. Zira kazara ölebilirsiniz de. Belli ki bu kişiler hayatlarına kıymet vermeyen, hatta için için ölmek isteyen, bunalımlı insanlar. Sorunlarını ciddiye alıp yardım etmeye çalışmaktan zarar gelmez. "Sıkıysa atla" diyenleri protesto ediyorum.

"İnanç konusunu çabuk geçtin. İnanç intiharı önlemez mi?" diyebilirsiniz. Elbette önemli ölçüde önler. "İnancım olmasa intihar ederdim" diyen o kadar çok hastam oldu ki. "İntiharın cezası cehennemdir" fikri, çok kişiyi ölümden döndürüyor. Çünkü o zaman ölüm, kurtuluş değil daha büyük bir felaket oluyor. Ancak bu mantık da epey eksik. Kişi, hayatı boyunca inancını hakkıyla yaşasa, zaten ölümün kıyısına gelmez ki. "Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler" der; tevekkül eder, "Bu dünya sınav yeri." der, sıkıntılarını hoş görüp sabreder. Ama ölümün kıyısına gelene dek gaflette kaldıktan sonra, işler sarpa sardığında, o kaosta, inancını hatırlamak biraz zordur. O yüzden, iyi yaşamak ve kötü ölmemek için, şimdi bol bol okumak lazım.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KADIN-ERKEK FARKI

Cinsler arasındaki fiziksel farklar, öteden beri tıp bilimi tarafından incelenmiş ve bu konuda birçok eser yazılmıştır. Hatta bazı tıp dalları doğrudan kadın-erkek farkına dayanır; 'Kadın Hastalıkları ve Doğum' gibi. Ama ilginçtir ki, cinsler arasındaki psikolojik farklara dair, bırakın kitabı, bilimsel bir makale bulmak bile çok zordur. Bunun en önemli sebebi, günümüz medeniyetinin 'kadın-erkek eşitliği'ni tartışılmaz bir doğru olarak kabul etmesidir. Ama herkes de gayet iyi bilir ki, erkekler ile kadınlar arasında ruhsal olarak dağlar kadar farklar vardır. Ama ne hikmetse, bu farkları vurgulamak, stand-up gösterilerinde makbuldür de, bilimsel araştırmalarda yasak gibidir. İşte bu tabunun zıddına olarak, bu yazıda cinsler arasındaki psikolojik farklar üzerinde duracağım. Farklılık Sebepleri Öncelikle, insanın bünyesini ve duygularını etkileyen en önemli faktörlerden biri, hormonlardır. Temel cinsiyet hormonları, erkeklerde Testosteron, kadınlarda ise Östrojen ve Pr...

KADINLAR SİZİN TARLANIZDIR

Bakara suresi 223. ayetin meali: "Kadınlarınız sizin tarlanızdır. O halde tarlanıza, dilediğiniz gibi gelin. Kendiniz için önden iyi işler gönderin. Bir de Allah'tan korkun ve bilin ki mutlaka ona kavuşacaksınız. İman edenleri müjdele." Bu ayetin tefsirlerdeki açıklamalarına baktığımızda, genelde şu yorumu görüyoruz: "Kadınlar, çocuk doğurmaları sebebiyle, sizin tarlanız hükmündedirler." İyi de, bu zaten bilinen bir gerçek değil mi? Yani Kur'an böyle tarif etmeseydi, çocukların başka yerde yetiştiğini, leylekler tarafından getirildiğini mi düşünecektik? O zaman neden özellikle ‘tarla’ ifadesi kullanılmış, bunun üzerinde düşünmek lazım. Nedir tarlanın özelliği? Tarla pasiftir, alıcıdır, işlenmesi gerekir. Kendi haline bırakırsanız, yaban otu biter. Ama onu işler ve ekerseniz, ektiğinizin yüz katını verir size. Ve tabii ki bir tarlaya buğday ekip arpa biçmezsiniz. Ne ekerseniz, onu biçersiniz ancak. İşte bu noktalardan, kadın psikolojisine yönelik işaretler...

EŞCİNSELLİK ÜZERİNE

Son yıllarda LGBT hareketinin yaygınlaşması, eşcinsellik konusunu sık sık gündeme taşıyor. O yüzden bu konuya değinmek istedim. Ancak sadece erkek eşcinselliğinden bahsedeceğim. Zira kadınlarda eşcinsellik hem daha nadirdir, hem davranışa etkileri daha az ve perdelidir, hem de evlenince çoğunlukla kaybolur. Konunun tarihçesiyle başlamak adettir. Bu yönelimin ilk çağlardan beri var olduğunu hemen hepimiz biliriz. İlginç olan, çoğumuzun üzerinde konuşmayı ayıp saydığı bu konuda, Kur'an'da birçok yerde açık ifadeler geçmesidir. Demek ki konu, Lut kavmi kadar eski, yok farz edilmeyecek kadar önemli, herhangi bir insanî yanılgı kadar da konuşulabilirmiş. 'Yanılgı' deyince, eşcinselliğin normal mi anormal mi olduğunu en başta ele almak lazım. Gerçi psikolojide neyin normal, neyin anormal olduğuna dair net bir tanım yok ama, somut bilimsel verilerden hareketle normalin ne olduğunu araştıran bir bilim var: Sosyobiyoloji. Bu bilim dalı aslında evrimci bir bakıştan köken alıyor...