Ana içeriğe atla

GÖRÜNÜŞE İNANIN


Vahşi doğada nasıl hayatta kalınacağını gösteren bir belgesel izlemiştim. Eski bir komando, ıssız ve dağlık bir bölgedeydi. İleride bulutlar gördü. Ve kameraya dönerek bir hatırasını anlattı.

Bir meteorolog arkadaşına sormuş: "Ben vahşi doğada iken, ileride gördüğüm bulutların fırtına getirip getirmeyeceğini nasıl anlarım? Bana bulut tipleri hakkında bilgi versene."

Arkadaşı gülmüş. "Hiç gerek yok." demiş; "Nasıl göründüğüne bak, yeter. Bir bulut, görünümü ile sende nasıl duygular uyandırıyorsa, gerçekte de öyledir. Yani eğer bir bulut, korkutucu derecede karanlık ve karmaşık görünüyorsa, fırtına getirir. Yok eğer huzur veren, hoş bir görünüşü varsa, zararsızdır."

Çok ilgimi çekmişti bu tespit. Dünyayı bizim için yaratan rabbimizin, dünyadaki objelere de, bize ipucu olacak birer görüntü vermiş olması, çok mantıklı gelmişti.

Örneğin hayvanları düşünelim. Timsah, aslan, akrep gibi hayvanları ilk kez gören ve haklarında hiç bilgisi olmayan birisi bile, onların sadece görünüşlerinden, tehlikeli olduklarını hisseder, değil mi? Oysa insana faydalı olan at, koyun, tavşan gibi hayvanları görünce, içimize bir sıcaklık, yüzümüze bir gülümseme gelir.

Peki böyle olmasaydı, hele tersi olsaydı, nasıl olurdu, bir hayal edin. Mesela kedi ile sırtlanın bedenlerini değiştirdiklerini farz edelim. Sırtlan kedi gibi sevimli görünüyor. “Aman ne şeker şeysin sen.” diye sevecek oluyorsunuz, hart diye elinizi parçalıyor. Veya tersine, bir kedi kendisini bize sevdirmek için yanımıza sokuluyor. Ama sırtlan görünümünde olduğu için, tiksinip uzaklaşıyoruz tabii. Hangi normal insan böyle bir kediyi sevebilir ki?

Aslında bu ipuçlarının, burnumuzun dibinde, çocuklarımızda bile var olduğunu görürüz. Farz edin ki, bebekler doğduklarında, anne karnında geçirdikleri o eciş-bücüş aşamalardan birisinde iken doğuyor olsunlar. Solucana benzeyen garip bir beden, kurbağa gibi bir kafa. Mecbur seveceksiniz tabii. Ama hayli zor, değil mi? Ama rabbimiz onları tam da en sevimli bir görünüşe ulaştıklarında dünyaya getiriyor. Bu bile büyük bir nimet aslında. Hatta dikkat ettiyseniz, o sevimli bebeklik dönemlerinde, terleri, hatta dışkıları bile hoş kokar.

Koku deyince, bu ipuçlarının kokular âleminde de olduğunu fark edebilirsiniz. Biraz mide bulandırıcı olacak ama, leşleri örnek vereceğim. Her insan leş kokusundan tiksinir. Nitekim leşler insan için zararlıdır ve bunu hissettirecek, uzak durmamızı sağlayacak bir koku verilmiştir onlara. Ama örneğin akbabalar için o koku, kebap kokusu gibidir. Zira onlar için zararsız, tersine besleyicidir. Siz hiç bir akbabanın, “feci kokuyor ama mecburen yiyeceğiz” havasında leş yediğini gördünüz mü? Ya da leşler, insan için de iştah açıcı, mis gibi kokuyor olsaydı, kaç insan telef olurdu kim bilir?

Sözün özü: Bu dünyayı ve içindekileri bizim için yaratan zat, rahmetiyle, her şeye bize yönelik işaretler koymuş, bizi koruyacak şekil, ses, koku gibi özellikler vermiş her şeye. Yani görünüşe inanın. Rabbimiz bizi kandırmaya çalışmıyor. Tersine, her şeyde bize olan merhametini gösteriyor.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KADIN-ERKEK FARKI

Cinsler arasındaki fiziksel farklar, öteden beri tıp bilimi tarafından incelenmiş ve bu konuda birçok eser yazılmıştır. Hatta bazı tıp dalları doğrudan kadın-erkek farkına dayanır; 'Kadın Hastalıkları ve Doğum' gibi. Ama ilginçtir ki, cinsler arasındaki psikolojik farklara dair, bırakın kitabı, bilimsel bir makale bulmak bile çok zordur. Bunun en önemli sebebi, günümüz medeniyetinin 'kadın-erkek eşitliği'ni tartışılmaz bir doğru olarak kabul etmesidir. Ama herkes de gayet iyi bilir ki, erkekler ile kadınlar arasında ruhsal olarak dağlar kadar farklar vardır. Ama ne hikmetse, bu farkları vurgulamak, stand-up gösterilerinde makbuldür de, bilimsel araştırmalarda yasak gibidir. İşte bu tabunun zıddına olarak, bu yazıda cinsler arasındaki psikolojik farklar üzerinde duracağım. Farklılık Sebepleri Öncelikle, insanın bünyesini ve duygularını etkileyen en önemli faktörlerden biri, hormonlardır. Temel cinsiyet hormonları, erkeklerde Testosteron, kadınlarda ise Östrojen ve Pr...

KADINLAR SİZİN TARLANIZDIR

Bakara suresi 223. ayetin meali: "Kadınlarınız sizin tarlanızdır. O halde tarlanıza, dilediğiniz gibi gelin. Kendiniz için önden iyi işler gönderin. Bir de Allah'tan korkun ve bilin ki mutlaka ona kavuşacaksınız. İman edenleri müjdele." Bu ayetin tefsirlerdeki açıklamalarına baktığımızda, genelde şu yorumu görüyoruz: "Kadınlar, çocuk doğurmaları sebebiyle, sizin tarlanız hükmündedirler." İyi de, bu zaten bilinen bir gerçek değil mi? Yani Kur'an böyle tarif etmeseydi, çocukların başka yerde yetiştiğini, leylekler tarafından getirildiğini mi düşünecektik? O zaman neden özellikle ‘tarla’ ifadesi kullanılmış, bunun üzerinde düşünmek lazım. Nedir tarlanın özelliği? Tarla pasiftir, alıcıdır, işlenmesi gerekir. Kendi haline bırakırsanız, yaban otu biter. Ama onu işler ve ekerseniz, ektiğinizin yüz katını verir size. Ve tabii ki bir tarlaya buğday ekip arpa biçmezsiniz. Ne ekerseniz, onu biçersiniz ancak. İşte bu noktalardan, kadın psikolojisine yönelik işaretler...

EŞCİNSELLİK ÜZERİNE

Son yıllarda LGBT hareketinin yaygınlaşması, eşcinsellik konusunu sık sık gündeme taşıyor. O yüzden bu konuya değinmek istedim. Ancak sadece erkek eşcinselliğinden bahsedeceğim. Zira kadınlarda eşcinsellik hem daha nadirdir, hem davranışa etkileri daha az ve perdelidir, hem de evlenince çoğunlukla kaybolur. Konunun tarihçesiyle başlamak adettir. Bu yönelimin ilk çağlardan beri var olduğunu hemen hepimiz biliriz. İlginç olan, çoğumuzun üzerinde konuşmayı ayıp saydığı bu konuda, Kur'an'da birçok yerde açık ifadeler geçmesidir. Demek ki konu, Lut kavmi kadar eski, yok farz edilmeyecek kadar önemli, herhangi bir insanî yanılgı kadar da konuşulabilirmiş. 'Yanılgı' deyince, eşcinselliğin normal mi anormal mi olduğunu en başta ele almak lazım. Gerçi psikolojide neyin normal, neyin anormal olduğuna dair net bir tanım yok ama, somut bilimsel verilerden hareketle normalin ne olduğunu araştıran bir bilim var: Sosyobiyoloji. Bu bilim dalı aslında evrimci bir bakıştan köken alıyor...