Ana içeriğe atla

ÇOCUĞUM HAPÇI OLMASIN


Extasy, meth gibi psikoaktif maddelerin özellikle gençler arasında giderek yaygınlaştığını biliyoruz. Bu sebeple aileler çocuklarını bu tehlikeden uzak tutmak için sıklıkla bize danışıyorlar: "Çocuğumu nasıl koruyabilirim?"

Hemen, cevabın iki şıkkı olduğunu belirtelim. Çocuk ergenlik çağına girmişse başka, girmemişse başka strateji izlemeniz gerekir.

Eğer henüz ergenliğe girmemiş bir çocuktan bahsediyorsak, işimiz hayli kolaydır. “Yavrum, uyuşturucu-uyarıcı haplar kullanma. Çok tehlikelidir. İleride pişman olursun.” dersiniz. Çocuğunuz da “peki” der ve konu kapanır genellikle. Zira ergenlik öncesi dönemde çocuk, anne-babasını dünyanın merkezi bilir ve sözlerini mutlak doğru kabul eder. Onların değer yargılarını kolayca kabullenir.

Tabii bu söylediğimiz, normal şartlar için geçerlidir. Ailede, mahallede veya okulda ciddi sorunlar varsa, zaten nice (ve daha büyük) problemler kapıda demektir. Ama normal şartlarda ergenlik öncesi bir çocuk, ailesi yeterli uyarıları yapmışsa, bu konuda kolay kolay sorun yaşamaz.

Fakat ergenliğe girmiş bir çocuktan, yani gençten bahsediyorsak, şartlar değişir. Gerçi bu şıkkı da ikiye ayırsak yeridir. Zira kızlarda iş yine nispeten kolay sayılabilir. “Kızım, sana güveniyorum. Öyle pis alışkanlıklara bulaşmazsın, biliyorum.” derseniz, risk çok azalacaktır. Zira bir genç kız için, anne-babasının onu ne gözle gördüğü, çok önemlidir. Ona güveninizi ve desteğinizi hissettirirseniz, en çirkin ortamlarda bile kalsa, “Anne-babam bana güveniyorlar. Onları mahcup etmemeliyim.” deyip kendisini koruyacaktır.

Yine aynı özellik sebebiyle, kız çocuklarına negatif yaklaşmanın çok riskli olacağını da vurgulayalım. "Yoksa sen madde mi kullanıyorsun?" türü bir yaklaşım, kızların "Demek ki bana güvenmiyorlar. Demek ki ben 'kötü'yüm." diye düşünmelerine ve 'battı balık yan gider' demelerine yol açabilir. Kızlar sevilerek ve yönlendirilerek eğitilirler, unutmayalım.

Ama eğer çocuğunuz genç bir erkek ise, işiniz daha zordur. Zira genç erkekler burunlarının dikine gitmeyi severler. Özellikle de ergenlikle beraber, anne-babaya itaat değil, başkaldırma yönelimi ağır basmaya başlar. Hatta ailenin koyduğu yasaklar, onların heveslerini artırabilir bile.

O yüzden ergenliğe girmiş oğlunuzu artık farklı bir birey olarak kabul edip, o şekilde yaklaşmanız gerekir. Bu durumda kendinize “Bir başka insanın, sevdiğim bir dostumun, zararlı bir alışkanlıktan uzak kalması için ne yapabilirim?” diye sorun. Doğru cevap, zorlamak, jandarma gibi takip etmek değil, bilgilendirmek ve öğüt vermektir tabii ki.

Peki öğüt vermeyi nasıl yapmalıyız? Uygulayabileceğiniz en pratik yöntem, 'kendinden başlamak'tır. Bir örnekle açayım:

Bir arkadaşım bana ergenlik çağındaki oğluyla ilgili tedirginliğini aktarmıştı: “İnternete çok giriyor. Onun adına korkuyorum. Ya sapıkça sitelere girip çirkin şeylere merak salarsa?”

Ona sordum: “Sen öyle sitelere giriyor musun?”

Tabii ki hayır.” dedi.

Neden?” dedim.

Sebeplerini anlattı.

Güzel.” dedim; “Bu sebepler seni o tip sitelerden uzak tutuyorsa, bunları oğluna da anlat. O da uzak duracaktır.”

İşe yarar mı acaba?”

Sende işe yarıyorsa, onda neden yaramasın? Oğlun zeka özürlü mü, anlamaz mı?”

Yoo. Akıllı çocuktur.”

Peki kılık değiştirmiş bir şeytan mı? İlla bir kötülük yapmak için fırsat mı kolluyor?”

Hayır, hayli iyi kalplidir.”

Zeka özürlü değilse anlar, şeytan ruhlu değilse de uygular. Neden tedirgin oluyorsun ki? Tabii eğer sunduğun sebepler, gerçekten tutarlı ve mantıklı ise ve seni de gerçekten koruyabiliyorsa.” dedim. Hak verdi.

Bir örnek daha vereyim:

Bir aile, lisede okuyan oğullarını bana getirmişti. Delikanlı son zamanlarda dersleri tümden boşlamıştı ve “Okuyup da ne olacak? Ben mafya babası olacağım.” diyordu. TV dizilerinden etkilenmişti muhtemelen. Anne-baba uzun süre oğullarını ikna etmeye çalışmış ama başarısız olmuşlardı. Bana geldiler, “Mafyaya girmenin kötülüğünü, okumanın faydalarını siz anlatın lütfen.” dediler.

Gençle baş başa kaldığımda ona şöyle dedim: “Okulu bırakıp mafyaya girmek istiyormuşsun. İlginç bir fikir gerçekten. Bana anlatsana, mafya olmanın ne avantajları var? Eğer güzel bir şeyse, ikna olursam, ben de mesleğimi bırakıp sana eşlik ederim, yeminle.”

Delikanlı hevesle anlattı:

1: Hayatım heyecan dolu geçer.

2: Kısa yoldan köşeyi dönebilirim.

3: İnsanlar önümde eğilip elimi öperler.”

Söyledikleri üzerine bir süre düşündüm ve aklıma gelenleri onunla paylaştım:

1: Heyecanlı olacağı kesin ama, korkulu olacağı da kesin. Sürekli sevdiklerimin başına bir şey gelmesinden korkmak, hiç hoş bir duygu değil.

2: Kısa yoldan köşeyi dönmek mümkün ama, yine kısa yoldan sıfırı tüketmek de mümkün, unutmamak lazım.

3: Evet, bazıları benim elimi öper ama, benim de bazılarının elini-ayağını öpmem gerekir mutlaka.

Mafya olma fikri bana hiç çekici gelmedi delikanlı. Ben yokum bu işte.”

Başka da hiçbir şey söylemedim, hiçbir şey. Ve on gün sonra haber geldi. Derslerine çalışmaya başlamıştı.

Fark ettiğiniz gibi, konuyu keyif verici maddelerle sınırlamak yerine, gençlere genel yaklaşımı anlattım. Verdiğim örnekler üzerinde düşünürseniz, başka birçok konuda da işinize yarayabilirler.

Son olarak keyif verici maddelere dair bazı tıbbi bilgileri hatırlayalım. Bu maddelerin bazılarının tek kullanımda bile bağımlılık yapabildikleri, birçok sağlık sorununa sebep oldukları, hatta ölüme bile yol açabildikleri biliniyor. Hatta kullananlar da biliyor bunları. Peki tüm bunları bildiği halde, yine de bu maddeleri kullanmayı düşünen bir genç, bu seçimini nasıl izah eder sizce?

Söyleyecekleri muhtemelen şunlar olacaktır:

1: Arkadaşlarım kullanıyor. Kullanmayanla dalga geçiyorlar. Dışlanmak ve aşağılanmak istemiyorum.

2: İnsan ister istemez böyle şeyleri merak ediyor. Hele genç olunca, farklı şeyleri denemek istiyorsunuz doğal olarak.

3: Hem faraza ölsem ne olacak ki? Hayatımın hiçbir anlamı yok.

Bunlara verilecek cevapları ise size bırakıyorum. Konu çocuğunuz ise, biraz düşünüp kafa yormaya değer.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KADIN-ERKEK FARKI

Cinsler arasındaki fiziksel farklar, öteden beri tıp bilimi tarafından incelenmiş ve bu konuda birçok eser yazılmıştır. Hatta bazı tıp dalları doğrudan kadın-erkek farkına dayanır; 'Kadın Hastalıkları ve Doğum' gibi. Ama ilginçtir ki, cinsler arasındaki psikolojik farklara dair, bırakın kitabı, bilimsel bir makale bulmak bile çok zordur. Bunun en önemli sebebi, günümüz medeniyetinin 'kadın-erkek eşitliği'ni tartışılmaz bir doğru olarak kabul etmesidir. Ama herkes de gayet iyi bilir ki, erkekler ile kadınlar arasında ruhsal olarak dağlar kadar farklar vardır. Ama ne hikmetse, bu farkları vurgulamak, stand-up gösterilerinde makbuldür de, bilimsel araştırmalarda yasak gibidir. İşte bu tabunun zıddına olarak, bu yazıda cinsler arasındaki psikolojik farklar üzerinde duracağım. Farklılık Sebepleri Öncelikle, insanın bünyesini ve duygularını etkileyen en önemli faktörlerden biri, hormonlardır. Temel cinsiyet hormonları, erkeklerde Testosteron, kadınlarda ise Östrojen ve Pr...

KADINLAR SİZİN TARLANIZDIR

Bakara suresi 223. ayetin meali: "Kadınlarınız sizin tarlanızdır. O halde tarlanıza, dilediğiniz gibi gelin. Kendiniz için önden iyi işler gönderin. Bir de Allah'tan korkun ve bilin ki mutlaka ona kavuşacaksınız. İman edenleri müjdele." Bu ayetin tefsirlerdeki açıklamalarına baktığımızda, genelde şu yorumu görüyoruz: "Kadınlar, çocuk doğurmaları sebebiyle, sizin tarlanız hükmündedirler." İyi de, bu zaten bilinen bir gerçek değil mi? Yani Kur'an böyle tarif etmeseydi, çocukların başka yerde yetiştiğini, leylekler tarafından getirildiğini mi düşünecektik? O zaman neden özellikle ‘tarla’ ifadesi kullanılmış, bunun üzerinde düşünmek lazım. Nedir tarlanın özelliği? Tarla pasiftir, alıcıdır, işlenmesi gerekir. Kendi haline bırakırsanız, yaban otu biter. Ama onu işler ve ekerseniz, ektiğinizin yüz katını verir size. Ve tabii ki bir tarlaya buğday ekip arpa biçmezsiniz. Ne ekerseniz, onu biçersiniz ancak. İşte bu noktalardan, kadın psikolojisine yönelik işaretler...

EŞCİNSELLİK ÜZERİNE

Son yıllarda LGBT hareketinin yaygınlaşması, eşcinsellik konusunu sık sık gündeme taşıyor. O yüzden bu konuya değinmek istedim. Ancak sadece erkek eşcinselliğinden bahsedeceğim. Zira kadınlarda eşcinsellik hem daha nadirdir, hem davranışa etkileri daha az ve perdelidir, hem de evlenince çoğunlukla kaybolur. Konunun tarihçesiyle başlamak adettir. Bu yönelimin ilk çağlardan beri var olduğunu hemen hepimiz biliriz. İlginç olan, çoğumuzun üzerinde konuşmayı ayıp saydığı bu konuda, Kur'an'da birçok yerde açık ifadeler geçmesidir. Demek ki konu, Lut kavmi kadar eski, yok farz edilmeyecek kadar önemli, herhangi bir insanî yanılgı kadar da konuşulabilirmiş. 'Yanılgı' deyince, eşcinselliğin normal mi anormal mi olduğunu en başta ele almak lazım. Gerçi psikolojide neyin normal, neyin anormal olduğuna dair net bir tanım yok ama, somut bilimsel verilerden hareketle normalin ne olduğunu araştıran bir bilim var: Sosyobiyoloji. Bu bilim dalı aslında evrimci bir bakıştan köken alıyor...